1. Qaree
  2. Sureler
  3. Kamer Suresi

Kamer Suresi nasıl ezberlenir

“Ay”

  • 54. sure
  • 55 ayet
  • Mekki
  • Mushaf sayfa 528–531

القمر

Kamer Suresi'ni Qaree'de ezberleyin

Uygulama yüklüyse onu açar, değilse App Store / Google Play'i açar.

Surenin tamamını dinleyin

Okuyan: Mişari Raşid el-Afasi

Ne kadar sürer

Her gün sürdürebileceğiniz bir hız seçin:

Günde 1 ayet55 gün
Günde 3 ayet19 gün
Günde 5 ayet11 gün

Ayet ayet nasıl ezberlenir

  1. Önce dinleyinAyeti birkaç kez dinleyin ve Arapça metni gözünüzle takip edin.
  2. Sesli tekrarlayınDiliniz alışana kadar tekrar tekrar okuyun. Qaree her tekrarı sayar.
  3. Ezberden okuyunMetne bakmadan okuyun. Qaree'nin okuma modu sizi dinler ve hata yaptığınız kelimeleri gösterir.
  4. Birleştirin ve tekrar edinYeni ayeti öncekilerle birlikte okuyun, ertesi gün sureyi bir kez daha tekrar edin.

Kamer Suresi: Arapça metni, okunuşu ve meali

  1. 54:1

    ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ

    Iqtarabatis Saa'atu wsan shaqqal qamar

    Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

  2. 54:2

    وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ

    Wa iny yaraw aayatany yu'ridoo wa yaqooloo sihrum mustamirr

    Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

  3. 54:3

    وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ

    Wa kazzaboo wattaba'ooo ahwaaa'ahum; wa kullu amrim mustaqirr

    Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.

  4. 54:4

    وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

    Wa laqad jaaa'ahum minal ambaaa'i maa feehi muzdajar

    And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.

  5. 54:5

    حِكْمَةٌۢ بَـٰلِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ

    Hikmatum baalighatun famaa tughnin nuzur

    Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.

  6. 54:6

    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ

    Fatawalla 'anhum; yawma yad'ud daa'i ilaa shai 'in nukur

    Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;

  7. 54:7

    خُشَّعًا أَبْصَـٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ

    khushsha'an absaaruhum yakrujoona minal ajdaasi ka annahum jaraadum muntashir

    Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

  8. 54:8

    مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

    Muhti'eena ilad daa'i yaqoolul kafiroona haazaa yawmun 'asir

    Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

  9. 54:9

    ۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ

    Kazzabat qablahum qawmu Noohin fakazzaboo 'abdanaa wa qaaloo majnoo nunw wazdujir

    Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.

  10. 54:10

    فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ

    Fada'aa Rabbahooo annee maghloobun fantasir

    O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.

  11. 54:11

    فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ

    Fafatahnaaa abwaabas sa maaa'i bimaa'im munhamir

    Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.

  12. 54:12

    وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

    Wa fajjamal arda 'uyoonan faltaqal maaa'u 'alaaa amrin qad qudir

    Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

  13. 54:13

    وَحَمَلْنَـٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ

    Wa hamalnaahu 'alaa zaati alwaahinw wa dusur

    Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

  14. 54:14

    تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ

    Tajree bi a'yuninaa jazaaa 'al liman kaana kufir

    Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

  15. 54:15

    وَلَقَد تَّرَكْنَـٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Wa laqat taraknaahaad aayatan fahal mim muddakir

    And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?

  16. 54:16

    فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

    Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  17. 54:17

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mimmuddakir

    And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  18. 54:18

    كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Kazzabat 'Aadun fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

    Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  19. 54:19

    إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ

    Innaa arsalnaa 'alaihim reehan sarsaran fee Yawmi nahsim mustamirr

    Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

  20. 54:20

    تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ

    Tanzi;un naasa ka anna huma'jaazu nakhlim munqa'ir

    Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

  21. 54:21

    فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    'Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

    Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  22. 54:22

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mim muddakir

    And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  23. 54:23

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

    Kazzabat Samoodu binnuzur

    Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

  24. 54:24

    فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ

    Faqaalooo a-basharam minnaa waahidan nattabi'uhooo innaa izal lafee dalaalinw wa su'ur

    "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

  25. 54:25

    أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ

    'A-ulqiyaz zikru 'alaihi mim baininaa bal huwa kazzaabun ashir

    "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

  26. 54:26

    سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ

    Sa-ya'lamoona ghadam manil kazzaabul ashir

    Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.

  27. 54:27

    إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ

    Innaa mursilun naaqati fitnatal lahum fartaqibhum wastabir

    Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;

  28. 54:28

    وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ

    Wa nabbi'hum annal maaa'a qismatum bainahum kullu shirbim muhtadar

    Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."

  29. 54:29

    فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

    Fanaadaw saahibahum fata'aataa fa'aqar

    Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

  30. 54:30

    فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur

    Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  31. 54:31

    إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ

    Innaaa arsalnaa 'alaihim saihatanw waahidatan fakaano kahasheemil muhtazir

    Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.

  32. 54:32

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Wa laqad yassarnal quraana liz zikri fahal mim muddakir

    And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  33. 54:33

    كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ

    Kazzabat qawmu lootim binnuzur

    Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

  34. 54:34

    إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَـٰهُم بِسَحَرٍ

    Innaa arsalnaa 'alaihim haasiban illaaa aala Loot najjainaahum bisahar

    Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

  35. 54:35

    نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ

    Ni'matam min 'indinaa; kazaalika najzee man shakar

    Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

  36. 54:36

    وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ

    Wa laqad anzarahum batshatanaa fatamaaraw binnuzur

    Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.

  37. 54:37

    وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Wa laqad raawadoohu 'andaifee fatamasnaaa a'yunahum fazooqoo 'azaabee wa nuzur

    And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

  38. 54:38

    وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ

    Wa laqad sabbahahum bukratan 'azaabum mustaqirr

    And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

  39. 54:39

    فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Fazooqoo 'azaabee wa nuzur

    "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

  40. 54:40

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Wa laqad yassarnal Quraana liz zikri fahal mim muddakir

    And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  41. 54:41

    وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ

    Wa laqad jaaa'a Aala Fir'awnan nuzur

    And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.

  42. 54:42

    كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَـٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ

    Kazzaboo bi Aayaatinaa kullihaa fa akhaznaahum akhza 'azeezim muqtadir

    Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.

  43. 54:43

    أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَـٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ

    Akuffaarukum khairum min ulaaa'ikum am lakum baraaa'atun fiz Zubur

    Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?

  44. 54:44

    أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ

    Am yaqooloona nahnu jamee'um muntasir

    Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?

  45. 54:45

    سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

    Sa yuhzamul jam'u wa yuwalloonad dubur

    Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.

  46. 54:46

    بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ

    Balis Saa'atu maw'iduhum was Saa'atu adhaa wa amarr

    Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!

  47. 54:47

    إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ

    Innal mujrimeena fee dalaalinw wa su'ur

    Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

  48. 54:48

    يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ

    Yawma yushaboona fin Naari'alaa wujoohimim zooqoo massa saqar

    Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.

  49. 54:49

    إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَـٰهُ بِقَدَرٍ

    Innaa kulla shai'in khalaqnaahu biqadar

    Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.

  50. 54:50

    وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ

    Wa maaa amrunaaa illaa waahidatun kalamhim bilbasar

    Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.

  51. 54:51

    وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Wa laqad ahlaknaaa ashyaa'akum fahal mim muddakir

    And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?

  52. 54:52

    وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ

    Wa kullu shai'in fa'aloohu fiz Zubur

    İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.

  53. 54:53

    وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ

    Wa kullu sagheerinw wa kabeerim mustatar

    Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.

  54. 54:54

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَهَرٍ

    Innal muttaqeena fee jannaatinw wa nahar

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

  55. 54:55

    فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ

    Fee maq'adi sidqin 'inda Maleekim Muqtadir

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Kaynaklar

  • Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı.
  • Okuyuş: Mişari Raşid el-Afasi, mp3quran.net.
  • Okunuş yalnızca okumaya yardımcıdır. Doğru telaffuzu okuyuştan veya bir hocadan öğrenin.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

“And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?” — Kamer Suresi 54:17

Bugün bir ayetle başlayın.